Hız Tuzağına Düşmeyin: Çeviklik, Sadece Hızlı Koşmak Değildir
Çeviklik
Hız Tuzağına Düşmeyin: Çeviklik, Sadece Hızlı Koşmak Değildir
Hepimiz çok çalışıyoruz. Sürekli çalışıyoruz. Çalışmıyor gibi gözüksek bile aklımız hep işlerde. Hatta eskisinden çok daha fazla. Ancak, koridorlarda ve iş arkadaşlarımızla yaptığımız samimi sohbetlerde, sürekli ortak bir şikâyet dile getiriliyor:
"Yaptığımız işler beklediğimiz etkiyi yaratmıyor," "Sistemler çok yavaş kalıyor" veya "Aldığımız kararlar daha mürekkebi kurumadan eskimiş oluyor."
Kısacası çok çaba sarf etsek de kendimizden, kıymetli aile zamanımızdan ödün versek de attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değmiyor. "Çok çabalıyorum, çok zaman ve emek veriyorum ama sonuç alamıyorum" diyoruz.
Sence de artık her gün aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemenin sonu gelmedi mi?
İşte tam bu noktada, o sihirli olduğu kadar içi çoğu zaman boşaltılmış kavram devreye giriyor: Çeviklik. Lütfen hemen gözünüz korkmasın; size karmaşık yazılım süreçlerinden veya duvara yapıştırılan renkli post-it'lerden bahsetmiyorum. Bahsettiğim şey, zihinsel bir vites değişimi.
Çoğumuz çevikliği "daha hızlı koşmak" zannediyoruz. Zaten nefes nefeseyiz, daha ne kadar hızlı koşabiliriz ki? Sorun hızımızda değil, manevra kabiliyetimizde.
Hız, düz bir otobanda gaza sonuna kadar basmaktır. Çeviklik ise o hızla giderken önünüze aniden çıkan virajı savrulmadan alabilme yeteneğidir.
Bizler genellikle planlarımıza o kadar sadık kalıyoruz ki, gerçeğin kendisine körleşiyoruz. Yola çıkarken hazırladığımız o mükemmel Excel tabloları, sahada karşılığı olmayan haritalara dönüşüyor. Tam da bu anda biz haritaya bakıp "Burada yol olmalıydı!" diye isyan ederken, çevik zihniyete sahip olanlar çoktan patikadan yürümeye başlıyor bile.
Mükemmel, İyinin Düşmanıdır
Bizi o patikaya girmekten alıkoyan, o "taşın kurbağaya değmesini" engelleyen en büyük düşman ne biliyor musunuz? Mükemmeliyetçilik.
Bir projeyi, bir satışı ya da yeni bir fikri "kusursuz" olana kadar bekletmek, günümüz dünyasında artık bir lüks değil, düpedüz bir kendi kendini yok etme eylemi. Çeviklik, "Yolda düzeltebilirim" diyebilme cesaretidir. %100 hazır olmayı beklerseniz, tren çoktan kaçmış, pazar değişmiş, müşteri başka birine gitmiş olabilir.
Eğitimlerimde sık sık söylediğim bir şey var: Attığın taş, ürküttüğün kurbağaya değsin.
Hata yapmaktan korkan bir profesyonel, asla tam anlamıyla çevik olamaz. Çünkü çeviklik, belirsizlikle dans edebilme sanatıdır. Bu dansta bazen ayağınız takılabilir. Önemli olan müzik devam ederken ritmi tekrar yakalayabilmektir. Durup müziği suçlamak değil.
Peki, Yüklerimizden Nasıl Kurtulacağız?
Bugün o çok çalıştığınız masadan bir anlığına başınızı kaldırın ve kendinize şu soruyu sorun:
"Şu an yaptığım işlerden hangisi beni veya işimi gerçekten ileriye, büyük resme taşıyor, hangisi sadece 'yapmış olmak için' yapılıyor?"
Belki de çeviklik, daha fazlasını yapmak değil; o sırtımızdaki gereksiz yükleri bırakıp hafiflemektir. İşe yaramayan yöntemleri, "biz hep böyle yaparız" inadını ve bitmeyen toplantıları bir kenara bırakabilmektir.
Hep aklınızda olsun; doğada en güçlü olanlar değil, değişime en iyi adapte olanlar hayatta kalır. Dinozorlar devasaydı ama yok oldular. Bukalemunlar ise hâlâ buradalar.
Güç artık kaslarda veya devasa bütçelerde değil; değişen rüzgâra göre yelkenleri ayarlayabilme esnekliğinde saklı. Gaz pedalına basmak kolaydır; asıl ustalık, o virajı gördüğünüzde ne yapacağınızdır.
Gelin bu hafta sadece "çok" çalışmayı değil, "esnek" kalmayı deneyelim. Bakalım sonuçlar nasıl değişecek?
Sevgiler,
Nihan Tansuğ
